Çocukla birlikte yurtdışına taşınma planı, nadiren sadece organizasyonel bir mesele olur. Uygulamada bu durum neredeyse her zaman velayet, görüşme hakkı, diğer ebeveynin onayı, yetkililerin ve mahkemelerin gelecekteki yetki alanları ile uzun mesafeler arasında sürdürülebilir bir günlük yaşamın nasıl düzenlenebileceği gibi konuları da ilgilendirir.
Özellikle Viyana’da uluslararası aile yapıları oldukça yaygındır. Bu nedenle, yurtdışına taşınmayı, uçak biletleri rezerve edildikten, okullarla iletişime geçildikten veya bakım modelleri gayri resmi olarak kararlaştırıldıktan sonra değil, daha önceden hukuki açıdan incelemek çok daha önemlidir.
Bu yazı, ebeveynlerin hangi hususları erkenden netleştirmeleri gerektiğini, ortak velayetin ne zaman devam edeceğini ve yurtdışı unsurları içeren durumlarda görüşme hakkının neden tamamen yerel vakalara kıyasla çok daha kesin bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Çocuklu yurtdışı taşınma sadece ikamet yerini değil, çoğu zaman bakım modelinin tamamını da etkiler.
Bu durumda genellikle birden fazla soru aynı anda gündeme gelir: Ebeveynlerden biri çocuğu tek başına yurtdışına götürebilir mi? Ortak velayet devam eder mi? Uzun mesafeli görüşme hakkı nasıl düzenlenmelidir? Hangi mahkeme yetkili kalır?
Uygulama açısından özellikle dört nokta belirleyicidir:
Bu soruları erkenden ve sistemli bir şekilde netleştiren kişi, sadece kendi hukuki konumunu korumakla kalmaz, aynı zamanda her şeyden önce çocuğun bakım durumunun istikrarını da güvence altına alır.
Harika bir ekip. Son derece yetenekli ve güler yüzlüler. Telefona çok hızlı yanıt veriyorlar ve her zaman dinlemeye hazırlar. Başka bir sorun yaşarsak kesinlikle tekrar sizinle iletişime geçeceğiz.
Tüm ekip inanılmaz derecede nazik, ilgili ve yetenekli! Kendinizi çok iyi bakılmış hissediyorsunuz. Hızlı servis ve tam memnuniyet! Onları kesinlikle tavsiye edebilirim; her kuruşuna değerler!!!
Son derece yetkin ve güvenilir bir avukat; diğerlerinin kısa süre içinde davadan çekildiği bir dönemde büyük bir özveriyle davamı üstlendi. Kendisini şiddetle tavsiye ederim!
Bir ebeveyn, çocuğuyla birlikte yurtdışına taşınmak isterse, bu sadece yeni bir ev ya da yeni bir iş bulmakla ilgili değildir. Böyle bir adım, genellikle velayet, görüşme hakkı, okul hayatı, seyahat düzenlemeleri ve çoğu zaman ilerideki yargı yetkisi üzerinde de etki yaratır. İşte bu nedenle, velayet veya görüşme hakkı konusunda hassas bir durum söz konusuysa, planlanan taşınma konusu sadece “aralarında” gayri resmi olarak ele alınmamalıdır.
Diğer ebeveynin rızasının gerekli olup olmadığı veya mahkeme kararının gerekip gerekmediğinin erkenden netleştirilmesi özellikle önemlidir. Özellikle ortak velayet durumunda, yurtdışına taşınma genellikle sıradan bir günlük karar olarak değerlendirilemez.
Uygulamada, dört adımdan oluşan yapılandırılmış bir yaklaşım önerilir:
Bu konular ne kadar erken ve sistemli bir şekilde açıklığa kavuşturulursa, çatışmalar ve daha sonra ortaya çıkabilecek gerginlikler o kadar çabuk önlenebilir.
Nagler Hukuk Bürosu, velayet, görüşme hakkı ve planlanan bir yurtdışına taşınma ile ilgili sınır ötesi konularda size destek olur. Özellikle hassas aile durumlarında, geri dönüşü olmayan sonuçlar ortaya çıkmadan önce net bir hukuki değerlendirme yapmak çoğu zaman belirleyici önem taşır.
Mevcut düzenlemeleri hukuki açıdan değerlendirmekte, çocuğun somut bakım ihtiyaçlarını belirlemekte ve onay, görüşme düzeni, tatiller, seyahatler ve iletişim konularında uygulanabilir çözümler geliştirmenize yardımcı oluyoruz.
Amaç, anlaşılır ve öngörülü bir destek sunarak, uluslararası unsurların ancak çatışma tırmanmış olduktan sonra hukuki bir soruna dönüşmesini önlemektir.
Prensip olarak, her iki ebeveynin velayeti, evlilik boşanmış veya aile birliği sona ermiş olsa bile devam eder. Bu durum, özellikle yurtdışına taşınma planı söz konusu olduğunda hayati önem taşır: Ortak velayet söz konusuysa, taşınma işlemi, halihazırda farklı bir mahkeme kararı bulunan durumlara kıyasla hukuki açıdan farklı bir şekilde değerlendirilmelidir.
Her iki ebeveynin de velayet hakkı varsa, ancak çocuk ortak bir evde yaşamıyorsa, uygulamada çocuğun esas olarak kimin bakımında kalacağı ve önemli kararların nasıl alınacağı konusunda net bir düzenleme yapılmalıdır.
Yurtdışına taşınmak, kişinin yaşam odağını özellikle belirgin bir şekilde değiştirebilir.
İşte bu nedenle, salt hukuki kavramlar çoğu zaman yeterli olmaz. Belirleyici olan, okul, günlük yaşam, mevcut ilişkiler, tatil düzenlemesi, dil, seyahat yükü ve diğer ebeveynin somut vakada süreklilik içinde sürece dahil edilmesinin nasıl sağlanacağıdır.
Değişim ne kadar köklü olursa, anlaşılır bir planlama o kadar önemli hale gelir. Yurtdışına taşınma durumunda, genellikle sadece yeni ikamet yerini belirtmek yeterli olmaz. Bunun yerine, gelecekte kararların nasıl alınacağı, seyahatlerin nasıl organize edileceği ve diğer ebeveynle olan bağın nasıl güvenilir bir şekilde korunacağına dair sağlam bir düzenleme yapılması gerekir.
Çocuğun yurtdışına taşınması genellikle sıradan bir günlük mesele değildir ve velayet hakkına sahip diğer ebeveynin rızasını gerektirebilir. Bu rıza yoksa, mahkeme kararı gerekebilir.
Özellikle yurtdışı ile ilgili durumlarda, görüşme hakkı sadece “prensipte” belirlenmiş olmakla kalmamalı, günlük hayatta da gerçekten işlev görebilecek şekilde somut bir şekilde düzenlenmelidir. Aksi takdirde, her sapma hızla yeni bir çatışmaya dönüşür.
Görüntülü görüşmeler, mesajlaşma uygulamaları ve düzenli dijital iletişim, uluslararası mesafeler söz konusu olduğunda çok yararlı olabilir. Ancak bunlar tüm pratik sorunları çözmez. Çocuğun yaşına, saat dilimine, okul programına ve dil ortamına göre, hangi dijital katılım biçiminin uygun olduğu ve bunun günlük hayata nasıl güvenilir bir şekilde entegre edilebileceği gerçekçi bir şekilde değerlendirilmelidir.
Bu nedenle, sürdürülebilir bir düzenleme genellikle planlanabilir kişisel temasları ile net bir dijital çerçeveyi birleştirir. Özellikle bu bağlantı, belirsiz anlaşmalarda sıklıkla gözden kaçar.
Avrupa Birliği içindeki sınır ötesi davalarda, tanıma ile icra arasında ayrım yapılmalıdır. Bir mahkeme kararının ilke olarak tanınması, bu kararın başka bir işlem yapılmaksızın her yerde aynı şekilde icra edilebileceği anlamına gelmez.
Bu ayrım, ebeveynler açısından pratik açıdan önemlidir: Mevcut bir karar, herhangi bir sorun yaşamadan yurtdışına “taşınamaz”. Özellikle taşınma planlanıyorsa veya halihazırda yurtdışı bağlantısı varsa, hangi düzenlemenin nerede ve hangi şekilde uygulanabilir olduğu erkenden incelenmelidir.
Hangi mahkemenin yetkili olduğu sorusu, genellikle ne kadar hızlı ve hangi hukuki imkânlarla tepki verilebileceğini etkiler. Bu nedenle, uluslararası yetki konusu, geri dönüş, iade veya icra konusunda bir ihtilaf ortaya çıktıktan sonra değil, daha önceden incelenmelidir.
Halihazırda bir anlaşma veya karar mevcut olsa bile, yurtdışına taşınma durumunda bu durumla tüm soruların otomatik olarak çözüldüğü anlamına gelmez. Eski düzenlemelerin çoğu, yerel veya Avusturya içindeki bakım durumlarına göre hazırlanmış olup, seyahatler, tatil dönemleri, teslimat yerleri veya çok dilli okul modelleri konusunda net hükümler içermemektedir. Bu nedenle, özellikle uluslararası değişiklikler söz konusu olduğunda, içeriğin daha ayrıntılı bir şekilde netleştirilmesi genellikle yararlıdır.
Somut bir taşınma kararından önce özellikle aşağıdaki hususların netleştirilmesi gerekir:
Birkaç noktada netlik yoksa, taşınma işlemi önceden hukuki inceleme yapılmadan gerçekleştirilmemelidir.
Ebeveynler sürdürülebilir bir çözüm bulamazlarsa, mahkemede karar verici unsur daha iyi bir sunum değil, daha somut ve anlaşılır bir şekilde hazırlanmış başlangıç durumudır. Her şeyden önce güvenilir gerçekler belirleyicidir: Çocuk şimdiye kadar nasıl bakıldı? Diğer ebeveynle temas gelecekte pratik olarak nasıl sağlanacak? Hangi okul, hangi barınma koşulları ve hangi bakım ağı planlanıyor? Çocuk, bugüne kadarki yaşam ortamıyla nasıl bir bağ kurmaya devam edecek ya da bir değişiklik nasıl anlaşılır bir şekilde düzenlenecek?
Özellikle aşağıdakiler düzenli olarak önemlidir:
Bu hususlar ne kadar iyi belgelenir ve hazırlanırsa, bir hukuki ihtilaf da o kadar net bir şekilde yapılandırılabilir.
Sınır ötesi velayet ve görüşme hakkı davaları, genellikle yurtdışı unsurunun varlığı nedeniyle değil, aynı anda birden fazla konunun açıklığa kavuşturulması gerektiği için karmaşıktır: çocuğun günlük yaşamı, diğer ebeveynin rızası, yargı yetkisi, seyahat düzenlemeleri, dil veya okul ile ilgili uyum sorunları ve ayrıca varılan anlaşmaların pratikte uygulanabilirliği.
İyi hazırlanmış davalar, ziyaret hakkı, tatil düzenlemesi veya rıza konularının net bir şekilde düzenlenmeden yurtdışına taşınmanın fiilen hazırlandığı veya hatta gerçekleştirildiği durumlara kıyasla genellikle çok daha sakin bir şekilde ele alınabilir. Bu nedenle en etkili önlem genellikle sonradan yapılacak “kriz yönetimi”nde değil, erken aşamada hukuki düzenlemelerin yapılmasında yatmaktadır.
Özellikle bu hususlardan birkaçı aynı anda netleşmemişse, iş yükü önemli ölçüde artar:
Bu temas noktaları ne kadar erken düzenlenirse, olay o kadar çabuk sakin ve çocuğun yararına olacak bir yöne yönlendirilebilir.
Özellikle sınır ötesi davalarda, sorunu yaratan tek tek ayrıntılar değil, açıklığa kavuşturulmamış temel hususlardır. Aşağıdaki noktalar özellikle çatışmaya yol açma eğilimindedir:
Düzenli ve çocuğun yararına odaklı bir hazırlık için genellikle aşağıdaki adımlar yararlıdır:
Diğer velayet hakkı sahibi ebeveynin rızası olmadan çocukla birlikte kendi başına yurtdışına taşınmak, çocuğun geri getirilmesine yönelik davalar da dahil olmak üzere ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir. Özellikle bu tür durumlarda, erken bir aşamada hukuki durumun netleştirilmesi şiddetle tavsiye edilir.
Güvenilir bir ilk değerlendirme yapabilmek için temel veriler erkenden derlenmelidir:
Bu temel sayesinde, hangi hususların karşılıklı mutabakatla halledilebileceği ve hangi konularda mahkeme yoluna başvurulması gerektiği genellikle net bir şekilde anlaşılabilir.
Özellikle uluslararası bir durum söz konusu olduğunda, sadece istekleri toplamakla kalmayıp, belgeleri, zaman çizelgelerini ve somut organizasyonel ayrıntıları da toplamak önemlidir. Planlanan taşınma ne kadar somut bir şekilde tanımlanabilirse, hukuki değerlendirme o kadar sağlam olur.
Yurtdışı ile ilgili velayet ve görüşme hakkı konusunda danışmanlık almak için özellikle aşağıdaki belgeler ve bilgiler yararlıdır:
Bu hususlar ne kadar net bir şekilde hazırlanırsa, hukuki değerlendirme o kadar isabetli ve güvenilir bir şekilde yapılabilir.
Çocuğun velayet hakkına sahip diğer ebeveynin rızası olmadan çocukla birlikte yurtdışına taşınmak, ciddi hukuki sonuçlar doğurur:
Ortak velayet durumunda, her iki ebeveynin rızası veya mahkeme izni olmadan yurtdışına taşınmak hukuka aykırıdır. Bu durum, çocuğun çoğunlukla birlikte yaşadığı, sözde “ikamet eden ebeveyn” için de geçerlidir – o da diğer ebeveynle mutabakat sağlamalıdır. İlgili ebeveyn, velayetin devri, kısıtlanması veya kaldırılmasını talep edebilir. Ayrıca, yurt dışına çıkış yasağı veya seyahat belgelerinin el konulması gibi geçici tedbir kararları da alınabilir.
Bu taşınma, Lahey Çocuk Kaçırma Sözleşmesi (HKÜ) uyarınca hukuka aykırı taşıma suçunu oluşturmaktadır. Geride kalan ebeveyn, varış ülkesinde bir yıl içinde çocuğun Avusturya’ya geri getirilmesi için başvuruda bulunabilir. HKÜ üyesi olmayan ülkelere yapılan kaçırma durumlarında da Avusturya mahkemesi, § 107 md. 3 AußStrG'ye benzer şekilde çocuğun iadesini emredebilir.
Alman Ceza Kanunu’nun (StGB) 146. maddesi uyarınca çocuk kaçırma suçundan cezai sorumluluk söz konusu olabilir; ancak, velayet hakkını ortaklaşa elinde bulunduran ebeveynler söz konusu olduğunda, cezai kovuşturma için yetki verilmesi gerekmektedir.